Ana içeriğe atla

Güneydoğu'da asker olmak

asker
Dün sabah (19.06.2010) uykudan uyanır uyanmaz her zaman ki gibi ilk işim bilgisayarı açmak oldu. İlk öğrendigim haber; Hakkari'de önce 9 sonra da 11 şehit haberiydi..

İki gün boyunca, gerek geleneksel, gerekse sosyal medya'da konuşulanları, yazılanları takip ediyorum. Üzülerek belirtmek istiyorum ki; böyle bir olay çok az haber değeri gördü ve değerlendirme yapanlar da siyasi görüşlerine göre fikir beyan ediyorlar... Oysa ki; bundan günler önce İsrail askerlerinin vatandaşlarımızı katlettiğinde gösterilen tepkinin çok altında.

Bir kısım Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, bir kısım ise Hükümete  karşı bıdı bıdı konuşuyorlar. Kendince herkes haklı..Kimse de demiyor ki, yahu Edirne'li,Kahramanmaraş'lı,Konya'lı,Ankara'lı normal vatandaşların ocağına bugün ateş düstü.. 20 yaşındaki delikanlıların kanı toprağa bulaştı. Yürekleri yanıyor..

Bu konu da ileriki yazılarımda değerlendirmelerim olacak ama bugün ki, yazımda farklı bir konuyu işlemek istiyorum.



1996-97 yıllarında Mardin 4.Hudut Alayı, 120 mm havan bölügü'nde vatani görevini yapan birisi olarak, bölgede askerlik yapan vatan evlatlarının hal ve düşüncelerini paylaşmak istiyorum.

20 yaşında bir çoğu ilk defa ana ocağından ayrılmış, 15 aylık bir süre için yurdun bir başka köşesine gelmiş. Bu güne kadar sivil hayatta yaşadığı her şeyi unutarak tamamen farklı bir hayata merhaba demiş. Hele de Güneydogu'da asker olmuşsa olay daha da bir başka boyutta.

Ben bir hudut alayı askeri olmamla birlikte, asıl görevim 120 mm havan atış idare çavuşu idim. Dolayısıyla; gitmedim bölge, gitmediğim karakol kalmadı. Gittiğim karakollarda yazan "hudutta nöbet tutmak her kula nasip olmaz" sözü şuan bile gözümde canlanıyor. Hudut karakollarında görev yapan arkadaşlarımın eğitim, nöbet ve yaşam şartlarını çok iyi tahlil edebiliyorum. 12 saat pusuda nöbet tutmak, ardından yemek ve 2 saat dinlenmeden sonra tekrar nöbete gitmek. Uykuya hasret kalmak.

Öyle arkadaşlarımı gördüm ki, çıktıkları pusuda 3-4 gün arazide, bir eli sürekli tetikte, günlerce sıcak soğuk demeden yürüyen, yarı aç yarı tok, postallar içinde ayakları şişen daha neler neler...

Bu şartlar ağır ama hic bir ağırlık, haince bir pusuya düştüğünde en yakın arkadaşını kaybetmek kadar ağır olamaz. Kader birliği yaptığın, teskere alınca yapacaklarınızın hayalini kurduğun, bir can yoldaşının kucağında sessizce yattığı kadar acı olamaz. Şehit arkadaşını memleketine gönderdikten sonra, hala aynı bölgede göreve devam etmek..Çıktığın her pusuda; kimin sağ, kimin şehit olacağını düşünmek.!!!! Sadece yaşayan ve aklı ile fikrini kullanabilen birisi anlayabilir.

Şimdi;

Klimalı evlerinde, iş yerlerinde pizza ve böreklerini yiyerek bilgisayar başında atıp tutanlar...

Eğer hala birazcık vicdanınız varsa insaf edin. Orada görev yapan vatan evlatlarına dua edin, saygı duyun... Bizler burada rahat rahat konuşuyorsak, onların bu işte hakkı olduğunu unutmayın.

Vatan için toprağa düşen bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çağla Şikel'in canlı yayında memesi gözüktü

Çağla Şikel'in canlı yayın kazası... Ali Şan - Çağla Şikel Show tv'de hafta içi her sabah canlı yayınlanan, " herşey dahil " programının sunucuları  Alişan ve Çağla Şikel canlı yayında dans ederken eski manken, oyuncu ve sunucu Çağla Şikel'in elbisesinin askısı düştü. Çağla Şikel sutyen  giymemesi nedeniyle zor durumda kaldı. Çağla Şikel'in elbise askısı düşmesi nedeniyle yaşadığı şok anını hemen toplardı ve yayına devam ettiler.

Teğmenlerimize

Mezuniyet töreninde; "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek kılıç çatıp and içtikleri için birilerinin talimatıyla ve siyasi bir kararla ordudan atılan kahraman Teğmenlerimiz Anıtkabir'i ziyaret etti  Ben kahraman teğmenlerimizin Mustafa Kemal'in askeri olduğuna şahitlik ederim ama onları ordudan atanların kimin askeri olduğu hakkında bir fikrim yok. Yürekleri varsa açıklarsalar biz de öğrenebiliriz. 5 teğmen, resmen "Mustafa Kemal Atatürk'ün askerleriyiz" dediği için TSK'dan ihraç edilmiş. İşte gerekçeli kararın o bölümü şöyle...  

Ahmet Şık'ın kitabının taslağı internette.. Dokunan yanar

ahmet şık Gazeteci Ahmet Şık'ın tasarı halinde iken yayın yasağı getirilen kitabı 'imamın ordusu' adlı kitabının internette "dokunan yanar" ismiyle yayınlamasının ardından savcılık inceleme başlattı. Bu vesile ile sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarına dikkat etmeleri gerekli.

Doğu Avrupa'nın En Büyük Dijital Pazarlama Konferansı İstanbul'da.

SEOzone’15, Dijital Dünyanın SEO Trendlerini Belirmek İçin 3. Kez Toplanıyor... Çağımızın mucize kelimesi; değişim… Etrafımızdaki her şey hızla değişiyor, bugün yeni olan, ertesi gün eski oluyor. Değişime ayak uyduramayan firmalar ise yok oluyor… Dijital dünyanın yeni trendi ise; SEO. Yani arama motoru optimizasyonu uzmanlığı. Arama motorları, site sıralamalarını belirlerken kendi yapılarına göre çeşitli algoritmalar kullanırlar. Bu algoritmalar, onlarca kriter değerlendirilerek oluşturulur ve yazılı değildir, kuralları yoktur. Özgün içerik, doğru anahtar kelime kullanma, uygun site başlığı ve site açıklaması SEO’nun temel adımlarıdır, ancak yeterli değildir. Arama motorları, bir sitenin trafiğinin arttığını, ziyaretçi sayısının düzenli artışından ve site hakkında yapılan bilgilendirme paylaşımlarından anlarlar. Ancak bunların “doğal” yollardan olması gereklidir. Aksi takdirde siteniz bloklanabilir ve arama motorlarında görülmez.

Cumhuriyetimizin 100. yılı

 Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılı kutlu olsun.  "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."  Mustafa Kemal Atatürk 

Neden yazmıyorum

Yaklaşık 10 yıl önce başladığım blog yazarlığına uzun bir süredir ara verdiğimi okuyucularım fark etmiştir. Çeşitli vesilelerle soran dostlarım oldu.  Neden yazmıyorsun? Yazmayı, gördüklerimi, anladıklarımı, dert edindiklerimi dile getirmeyi ne çok sevdiğimi bilirsiniz.  Herkesin taraf olduğu bir ortamda ne yazabilirim, kime ne diyebilirim ki? Kutuplaşmış, ak ile karanın bu kadar net şekilde belirlendiği yerde adil bir şeyden bahsetmek kimi ilgilendir ki? Ya onlardansın ya bizdensin. Bizden değilsen sözünün ne önemi var ki? Ya da sırf bizimkilere yazmanın da pek bir önemi yok değil mi?  Evet uzun zamandır yazmıyorum. Bu gidiş devam ettiği sürece de yazmayı düşünmüyorum.  Buraya kadar mı?  Hayır...  Tabii ki de buraya kadar değil, karanlık yerini güneşe bıraktığında yine yazmaya devam edeceğiz.  Hele bir sis kalsın, memleketin üzerine yine aydınlık GÜNEŞ doğsun... Yine görüşeceğiz.  Şimdilik sağlıcakla kalın.   Cevdet Aykan Demir

Başbakan; blog yazarına dava açtı

Barış Ünver kimdir? 22 yaşında bir üniversite öğrencisi ve kendi inandıklarını, yaşadıklarını yazan genç bir blog yazarı. Kendisi ile ilgili detaylı bilgiyi zaten blogunda bulabilirsiniz.  Gelelim asıl mevzuya; İçerigi  yayından kaldırıldıgı için yayınlıyamıyorum. Fakat konusu; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda söylediği “CHP, MHP, BDP ruh üçüzü oldu” sözlerine atıfta bulunan Ünver, Abdullah Öcalan’ın devlet ile olan temasının da değerlendirildiği yazıda Erdoğan ile aynı kelimeler kullanılarak, “Erdoğan da Öcalan ile ruh ikizi oldu” dedi.